Henüz taş duvarlar yoktur. Ufuk kapanmamıştır. İnsanın yönünü belirleyen şehirler, yollar ya da sınırlar değil; dağlar, nehirler, hayvanlar ve gökyüzüdür.
PRETURK, koleksiyonun en eski ve en açık alanıdır. Tanrıdağları’nın sert yükseltisi ya da Ötüken’in geniş ovası içerisinde insan görünmez. Fakat orada olduğu her nesneden anlaşılır.
Bir yay geride kalmıştır. Oklarla dolu bir sadak. Bir eyer. Deri, kayışlar. Bir mızrak. Metal bir kemer parçası. Kemik, keçe, ahşap ve bronz. Bunların ortasında alageyik durur.
Bu tasarımda alageyik av değildir. Bir yön duygusudur. İnsan henüz toprağa sahip olduğunu düşünmez; onun içerisinde hareket eder. Alageyik de bu dünyanın insandan bağımsız yaşayan hafızasını temsil eder.
Kompozisyonun en güçlü unsuru genişliktir. Dağlar uzakta. Otlar rüzgârda. Eşyalar henüz bir sarayın ya da şehrin nesneleri değildir. Her şey taşınabilir. Çünkü yaşamın kendisi hareketlidir.
PRETURK dörtlemenin başlangıç cümlesidir.
Önce yol vardı.
